Kimi kaynaklara göre devrimler, 1919'da ülkenin İtilaf Devletleri'ne teslim olmasından sonra Anadolu'daki direniş hareketinin Mustafa Kemal tarafından örgütlenmesiyle başlamıştır.[1] Kimileri ise millî bir meclisin toplanıp vergi ve vatana ihanete ilişkin kanunlar yayımlaması, sonrasında ise anayasal nitelikte Teşkîlât-ı Esâsiye'yi yayımlamasını devrimlerin başlangıcı kabul eder.[1]
I. Dünya Savaşı'nın ertesinde ülkenin işgaline karşı direnmekle sınırlı bir kitle hareketi dışında eski rejimin yıkımını tetikleyen herhangi bir başkaldırı ya da kitle hareketi mevcut değildi. 1923'e kadar eski rejimin içerisindeki bir grup, ikinci bir iktidar merkezi yaratıp toplumsal dokuyu yavaş yavaş değiştirerek iktidara yerleşmiştir ve bundan ötürü 1919-1923 arası dönem "pasif devrim" olarak adlandırılır.[1] İktidarın ele geçirilip geleneksel aristokrasinin ortadan kaldırılmasıyla merkezi millî devlet güçlendirilmiş; daha sonra sanayi başlatılmıştır.[1]
Atatürk Devrimleri'nin tarihsel bir süreç olarak, Osmanlı Devleti'nde 1839 yılında başlayıp 1876'da Birinci Meşrutiyet'in ilanı ile son bulan Tanzimat Dönemi'ndeki yenilik ve modernleşme hareketlerinin devamı olduğu görüşü yaygındır.[2] Ancak Mustafa Kemal Atatürk, meşrutiyet aydınlarının hedefleriyle yetinmemiş; modernistlerin önerdiği Latin harflerine geçiş, Batı'dan yurttaşlık yasası alınması, medreselerin ve tekkelerin kapatılması önerilerinin ötesine geçerek cumhuriyetin ilanı, hilafetin kaldırılması, laiklik ve kadınlara siyasal haklar tanınması devrimlerini de hayata geçirmiştir.[2]
Atatürk rehberliğinde gerçekleştirilen birtakım devrimler, Müslüman toplumlardaki muhafazakâr ve İslamcı çevrelerce eleştirildi ve din karşıtı uygulamalar olmakla suçlandı. Pakistan'ın ilk dışişleri bakanı Muhammed Zafirullah Han, 1951'de Pakistan başbakanının talimatı üzerine Türkiye'ye resmî bir ziyarette bulundu. Kendisi anılarında Atatürk sonrası Türkiye'yi şöyle anlatmaktadır: "Atatürk devriminden sonra, İslam ülkelerinin genel kanısı, Türkiye'de dini değerlere saygısızlık ediliyor şeklindeydi. Ama benim gördüklerim bunun tam tersiydi ve söylentilerin sadece bir itham olduğunu gördüm."[3]
Amacı
Atatürk 30 Ağustos 1925 tarihli Kastamonu konuşmasında devrimlerin amacını; "Türk milletinin son asırlarda geri kalmasına neden olan bütün kurumları kaldırarak yerine milletin karakterine, şartlara ve çağın gereklerine uygun ve ilerlemeyi sağlayacak yeni kurumlar kurmak ve Türkiye'yi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkartmaktır."[4] şeklinde ifade etmiştir.
Atatürk'ün yaptığı devrimlerle bugünkü çağdaş Türk toplum düzeni oluşmuş oldu. Çağdaş devlet düzeninde temel alınan esaslar çağın ilerleyen devletlerindeki ilerlemeyi sağlayan sistemleri bir devrimle uygulayarak çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmaktır.
Sosyal politika reformları ve ekonomik ilerleme
Atatürk, Türk tarımında ve ekolojik kalkınmasında dönüşüm yaratmıştır. Atatürk rejimi dört milyon ağaç dikmiş, Türk tarım mekanizmasını modernize etmiş, sel kontrolleri uygulamış, ziraat bankaları gibi kırsal kurumlarla kırsal alanlarda okullar açmış ve Osmanlı döneminden kalma köylüler üzerindeki ağır vergileri kaldıran toprak reformunu hayata geçirmiştir. Kendisi "Türk Tarımının Babası" olarak tanımlanmıştır.[5][6]
Atatürk ağır sanayi üretiminin %150 oranında artmasıyla Türk ekonomisini büyük ölçüde canlandırmış ve kişi başına düşen GSYİH 1930'ların sonunda 800 dolardan yaklaşık 2000 dolara yükselerek Japonya ile aynı seviyeye gelmiştir.[7]
Atatürk rejimi ayrıca, Türk işletmelerindeki işçilere önemli ücret artışları sağlayan ve çalışma koşullarını iyileştiren 3008 Sayılı İş Kanunu'nu da kabul etti (1936).[8][9]
Said NursiRisale-i Nur'un arş-ı âzamdan indirilerek kendine yazdırılan ve mehdiliği temsil[13] eden Kur'an hakikatleri olduğu, kendinin ahir zamanda iman kurtarma misyonu ile yüklendiği ve kendinin sadece bir elçi[14] olduğu inancıyla hareket etmekteydi.[15] Bu kapsamda mücadele alanı olarak kendine imansızlığın en büyük kaynağı olarak gördüğü ve ahir zamanın büyük deccali olarak adlandırdığı bolşeviklik[16][17] ve İslam deccali veya süfyani olarak nitelendirdiği Mustafa Kemal ve Cumhuriyet Devrimleri'ni[18] seçti. Cumhuriyete taraf olmakla birlikte, şeriatı yürürlükten kaldıran laikliğe şiddetle karşıdır ve şapka giyilmesini de küfür işareti olarak görür.[19] Said Nursi devrimlere karşı olmakla birlikte cumhuriyet yönetimine silahlı karşı durma eylemlerine taraf olmamıştır.
İskilipli Mehmet Âtıf; Şapka Devrimi'nden önce yazdığı devrim karşıtı kitaptan dolayı İstiklâl mahkemelerinde yargılanıp beraat etti. Ancak Tealî-i İslâm Cemiyeti adına Kuvâ-yi Milliyeciler aleyhine verilen vatana ihanet ve idam fetvası ve Şapka Kanunu yayınlandıktan sonra da yazdığı kitabın gizlice dağıtılmaya devam etmesi nedeniyle idam cezasına çarptırıldı ve infaz edildi.[20] Bildiri isimsiz ve imzasız olarak Yunan uçakları tarafından Anadolu topraklarına atılarak dağıtılmıştır.[21]
^abYalçın Yılmaz; Mevlüt Kaya. "Atatürk, Türk Kimliği ve Ötekileştirme"(PDF). www.turkegitimsen.org.tr. Atatürk Devrimlerinde Yöntem I: Ortam ve Lider", Belgi Dergisi, PAÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi, sayı:3. 26 Ağustos 2016 tarihinde kaynağından(PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Kasım 2016.
^Sir Mohammad Zafrullah Han, Tahdis-i Ni’met, Tahir Composing Centre, Gaba Bilding, Railpark, Lahore, 1994. s. 594
^S. N. Eisenstadt, "The Kemalist Regime and Modernization: Some Comparative and Analytical Remarks," in J. Landau, ed., Atatürk and the Modernization of Turkey, Boulder, Colorado: Westview Press, 1984, 3–16.
^"TURKISH BAN ON FREEMASONS. All Lodges To Be Abolished". Malaya Tribune. 14 Ekim 1935. s. 5. 16 Nisan 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Nisan 2024. The Government has decided to abolish all Masonic lodges in Turkey on the ground that Masonic principles are incompatible with nationalistic policy. ("Hükûmet, Masonik ilkelerin milliyetçi politika ile bağdaşmadığı gerekçesiyle Türkiye'deki tüm Mason localarını lağvetmeye karar vermiştir.")